|
Asıl adı :
Abdullah. Ebubekir künyesi
ile tanınır. Sonra da Sıddık
ve Atik lakaplarını aldı.
Babasının
adı: Osman. Ebukuhafe
künyesini taşır.
Anasının
adı: Selma. Ümmülhayr
künyesi ile tanınır.
Nesebi: Hem
ana, hem baba tarafından
Müreb b. Kaab'de peygamber (S.A.V)'in
nesebi ile birleşir.
Kureşi
teymi kabilesine mensuptur.
Resulü Ekrem (S.A.V)'den
sonra bu altın silsilenin en
yüce, noktası, büyük iman...
Ve yine peygamberlerden
sonra, insanlığın en üstünü
ki; Onun için 0, şöyle
buyurdu: "Güneş,
peygamberlerden sonra, Ebu
Bekir'den üstün bir baş
üzerinde doğup batmadı."
Bir insan için Kur'an'da
anılmaktan daha yüce bir
paye olduğunu bilen varsa
beri gelsin...Kur'an çeşitli
ayetlerle Onun tanımını
yapar: "Kalbine huzur ve
itminan indirilen ikinin
ikincisi..."
"Doğruyu (Kur'an'ı) getiren
kimseye (Resulullaha (S.A.V))
ve O'nun doğruluğunu tasvip
edenlere gelince..,"
Ayrıca
başka ayetlerde de: "Takva
sahibi...", "Mal harcayan.."
olarak hep o anlatılır. Eğer
topyekün insanlık onun için
bir tek kelime konuşmasaydı
bile, Ona değil bir kaç ayet,
bir tek ayet bile yeter
artardı... Onun yüceliği
-nass-la sabit oluyor
böylece...
Eşrefi mahlukat (S.A.V), en
açık ve seçik şekli ile
O'na; "Sıddık" lakabını
vermişti. Neden mi? Okuyalım:
Mi'rac gibi o devirde olduğu
kadar, bu devrin bile çoğu
cüce akıllılarınca gülerek
reddedildiği bir hadisede,
Onun evinin önüne toplanan
putperestlerin istihzai bir
eda ile:
-"Bu da mı doğru?"
deyişlerine
-"Tüm bunları kim söyledi?"
-"O."
-"0 dedi ise doğrudur."
Aklın çöktüğü, fikrin iflas
ettiği bir hengamda eğer
sözlü inkılab diye bir şey
olursa; bu sözlerden daha
büyük inkılab yapmış söz
olmayacaktı.
Bunun içindir ki tasdik
edilen 0 büyük nur, tasdik
edene;
Sıddık tacını giydirir.
Artık 0; Ebubekir Sıddık'tır.
Sıddık; tasdik edici,
doğrulayıcı...
Asıl sıddıklık, yukarda
anlatılmaya çalışıldığı gibi
aklın ve fikrin iflas ettiği
andan itibaren başlar ki,
peygamberlikten sonra en
yüce makam olarak her
makamın üstüne çıkar. Bunu
İmam-ı Rabbani'den daha iyi
anlamaya çalışalım:
Müceddid'i Elf-i Sani diyor
ki: "Velilik makamının
üstünde olan Sıddıkıyet
mertebesi, batın irfanının
Şeriat'a mutlak uygunluğunu
belirtir. Bu makamın üstünde
yalnız Nübüvvet vardır.
Peygamberler peygamberine (S.A.V)
vahiy yolu ile gelen ilim,
Sıddık'a ilham vasıtasıyla
gelir. Bu makamdan aşağı her
derecede bir parça manevî
sekr (sarhoşluk) daima
mevcuttur. Tam ve kamil
aydınlık, tam ve mükemmel
ölçü, tam ve kamil erme,
yalnız Sıddıkiyet
makamındadır."
Büyük nur sahibine Sıddık
sorar: "Cennetin bütün
kapılarından çağrılacak biri
var mıdır ya Resulullah?"
-"Evet ya Ebubekir, senin
bütün kapılardan çağrılmanı
dilerim."
-"Ümmetimden cennete ilk
giren insan, muhakkak ki sen
olacaksın Ya Ebubekir."
Allah (C.C) Resulü (S.A.V) "Ey
itminan'a kavuşmuş nefs"
mealindeki ayeti okudu.
Ebubekir: "Ey Allah (C.C)'ın
Resulü (S.A.V), bu çok güzel
bir ayet."
-"Evet ya Ebubekir, ölüm
anında sana, melek bu ayeti
okuyacak..."
Biraz da Sıddık'tan:
Diyordu ki: "Takva; akıllıca
yapılan işlerin en güzelidir.
Hakk'a asi olmak; ahmakça
yapılan işlerin en
çirkinidir. Verilen emaneti
yerine getirmek; en üstün
doğruluk, sayılır. Hıyanet
olarak da; en önde yalan
gelir."
Birine öğüt veriyordu,
sonunda dedi ki: "Ey
kardeşim, sana yaptığım
tavsiyeyi aklına koy.
Kaybolmamasına dikkat et.
Ölümü özüne sevdir nasıl
olsa gelecek."
- Derdi ki: "Kulun kalbine
dünya sevgisinden (süsünden)
bir şey girse, Allah (C.C)
ona darılır. Bu.dargınlık, o
süsten ayrılıncaya kadar
devam eder."
Dedi ki:
"Keşke ben, koparılan sonra
da yenen bir bitki
olsaydım."
Çok kere dilini parmak ucu
ile tutar ve şöyle derdi:
"Kapılıp gittiğim bütün
felaketlerin sebebi budur."
Hilafeti aldıktan sonra
ashaba şu hutbeyi okudu: "İşlerinizi
çevirmek için başınıza
geçtim, böyle olmam, sizin
en hayırlınız olduğum
manasına alınmasın... Bana
daima yardım ediniz.
'Doğrulukta devam ettiğim
müddet; Bana uyunuz.
Kaydığımı görünce de, bana
kıyım hakkınızdır"
Hüznü ve Allah'a (C.C) karşı
korkusu fazla idi. Bu hali
icabı içi daima yanıktı...
yanında duranlar, yanık
ciğer kokusu alırlardı.
Hz. Ebubekir muhtelif
zamanlarda evlenmiş, zevcesi
Katil'eden; oğlu Abdullah
ile kızı Esma. Diğer zevcesi
Ümmü
Rumman'dan Hz. Aişe ile oğlu
Abdurrahman. Diğer zevcesi
Esma'dan; Muhammed bin
Ebubekir, Cüneybe binti
Harice'den de; Ümmü Gülsüm
doğmuştur.
Kur'an'ın Cem'i, Tertibi ve
cilt haline getirilmesi gibi
en yararlı işlerden biri
onun devrindedir.
Yine İfta mahkemelerinin
açılması onun devrindedir.
Şeriata o kadar bağlı idi ki,
zekat vermemek gibi bir
harekete karşı, en katı
şekliyle üstüne gitmiş ve
bir anda irtidadı ortadan
yok etmiştir.
Vefatlarına yakın hasta
yatağında... dediler:
-"Sana
bakmak için bir tabip
çağıralım mı?"
-"Tabip
bana baktı."
-"Ne dedi?"
-"Muhakkak
ki dilediğimi yaparım."
Pazartesi
günü akşam da vefat etti.
H.13 M.634.
|