Kendileri
anlatıyor: Çocukluğumda
rüyada kendimi şeyh
Ebubekir-ı Şaçînin mezarı
yanında gördüm. Mezarın
eşiğinde İsa (A.S) vardı.
Hemen ayaklarına düştüm.
Elleri ile başımı kaldırıp:
"Gam çekme! Seni ben terbiye
edeceğim!" buyurdu. Rüyayı
anlattıklarım, tıp İlmi ile
tabir ettiler. Yani tıp
ilminden nasibim olacağnıı
söylediler. Ben bu tabire
razı değildim. Tabirim şuydu:
İsa (A.S) ölüleri dirilten
bir peygamberdir. Evliyadan
ihya sıfatına mazhar
büyüklere de "Isevi meşreb"
denilirdi. Madem ki, İsa (A.S)
bu fakirin terbiyesini
üzerine aldılar, demek bana
ölü kalpleri ihya sıfatı
verilecek. Nitekim kısa bir
zaman sonra Allahü Teala
bana öyle bir halet ve
kuvvet bahşetti ki, bende o
mana kemaliyle zuhura geldi.
Vasıtamızla nice ölü kalpler,
gaflet karanlığından şuhud
ve huzur ışığına çıktılar.
Kendileri
anlatıyor: Halimin
başlangıcından rüyada
kainatın efendisini gördüm.
Gayet yüksek bir dağın
eteğinden eshabı ile
topluluk halindeydiler. Beni
görünce, elleri ile işaret
edip yaklaşmamı,ihtar
ettiler ve buyurdular: "Beni
bu dağın başına çıkar!" Ben
de kendilerini omuzlarıma
alıp dağın tepesine çıkardım.
Buyurdular: "Ben sende böyle
bir kuvvet bulunduğunu
biliyordum. Fakat başkaları
da görsün ve bilsin diye
sana bu işi yaptırdım."
Hace hazretleri 22
yaşında iken, dayıları hace
îbrahim, kendilerini ilim
tahsili için Taşkent'den
Semerkant'a gönderdi. Hace
hazretlerinin batını
oluşları, zahiri tahsil ile
mani olup bu yüzden "Hacegan"
azizlerinin sohbetlerine can
atar ve iki yıl müddetle
Maveraünnehr ulularının
meclislerini dolaşır, 24
yaşında Herat'a gider. Beş
yıl kadar da Herat şeyhleri
ile sohbet edip 29 yaşında
asli vatanlarına döner.
Ondan sonra helal rızk elde
etmek için ziraat ile meşgul
olur. Ve bir adamla
ortaklaşa iş görürler. Az
zamanda Allah, mahsullerine
öyle bereket verir ki
idarede güçlük çekip,
yerlerine vekil tayin
ederler.
Hace hazretlerinin
bin üç yüzden çok tarlası
vardı. Tarlalarından "Cuyibar"
ismini taşıyan yalnız bir
tanesinde üç bin işçi
çalışırdı. Her sene sekiz
yüz bin batman zahire öşr
verirdi. 0 zaman hükümdar
sultan Ahmed Mirza idi.
Kendileri
buyuruyorlar: "Hak Teala
hazretleri benim malıma o
kadar bir bereket ihsan
buyurmuştur ki, her harmanda
ambara bin batman buğdayım
giriyor, ambardan çıktığı
vakit bin dört yüz veya bin
beş yüz batman oluyor.
Buyurdular: "Ben bu
yolu tasavvuf kitaplarından
değil, halka hizmetten elde
ettim. Herkesi bir yolda
götürürler. Bizi hizmet
yolundan götürdüler. Hayır
umduğum herkese hizmet
ederim.
Hace hazretleri
tenhada ve kalabalıkta,
zahiri ve batıni edebe son
derece riayet ederlerdi.
Reşahat sahibi anlatır. Bu
fakir, Hace hazretlerinin
gece ve gündüz hizmetlerine
devam ederken, ilk defasında
dört, ikinci defasında sekiz
ay, bir defa bile
esnediklerine şahit olmadım.
Öksürük veya benzeri
sebeplerle de, ağızlarından
bir şey çıkardıklarını
görmedim. Sümkürdüklerini de
görmedim. insanların yanında
veya yalnızken, bir defa
bile bağdaş kurarak
oturduklarını görmedim.
Hizmetlerinde otuz beş
yıl kalan
Mevlana Ebu Said de, Hace
hazretlerinin üzüm, armut,
elma vesaire kabuklarını
ağızlarından
çıkardıklarını görmediğini
söyler. Görenlere nefret ve
kerahet hissi verecek hiçbir
şeyin kendilerinde
görülmediğini bütün
yakınları doğrulamıştır. Bir
gece sabaha kadar iki dizi
üzerine oturup, hiç
kımıldamadığını, huzurunda
bulunan büyüklerden biri
bildiriyor. Hizmetlerini
görenlere lütuf ve
teveccühleri anlatılır gibi
değildi, Meşakkati kendileri
yüklenip, yakınlarının
rahatını kendi
istirahatlarına tercih
ederlerdi.
Semerkand alimlerinden hace
Fadlullah der ki: Biz
hazreti Hace Ubeydullah'ın
(K.S) batıni üstünlüklerini
anlayamayız. Şu kadar
biliriz ki, kendileri zahiri
ilimlerden az okumuşlardır.
Böyleyken Beydavi
tefsirinden bize öyle
sualler sormuşlardır ki,
cevabında aciz kalmışızdır.
Bir gün bir misafir
yanlarına geliyor. Bu zat,
alim olan Mevlana AIi
Tusi'dir ama zahir alimi.
Kendilerine buyuruyorlar ki:
"Sizin yanınızda bizim
konuşmamız edep hatası olur,
siz konuşun biz dinleyelim."
Ve Mevlana Ali cevap veriyor:
"Feyiz kaynağından vasıtasız
söz gelen bir huzurda, asıl
bizim söz söylememiz
edepsizliktir."
Kendileri anlatıyor: "Ömrümce,
Seyyid Kasım Tebrizi
hazretlerinden ulu bir kimse
görmedim. Zamanın
şeyhlerinden gittiğim her
fertden bana bir nisbet
hasıl oluyor, fakat bu
nisbet tez geçiyordu.Yahud o
nisbeti ben bırakıyordum.
Fakat Seyyid hazretlerinden
öyle bir tesir aldım ki, onu
elden bırakmak, mümkün değil.
Huzurlarına her gidişte
görürdüm ki, bütün kainat,
dairedeki merkez misali,
onun etrafını dolanıyor ve
onda yokluğa karışıyordu.
Seyyid hazretleri, hace
Behaeddin Nakşibend
hazretlerinin meclisinde
bulunmuş ve nisbetlerini o
yoldan almışlar.
Anlaşıldığına göre "Hacegan"
yolundaydılar.
Kendilerinin bir kapıcısı
vardı ki, kimse ondan
izinsiz huzurlarına
giremezdi. Kapıcılarına
şöyle tembih etmişlerdi: "Buraya
ne zaman Türkistanlı bir
genç gelirse ona mani olma!
Bırak istediği zaman beni
görsün!" Bu misilsiz
teveccühlerine nail olmak
şerefiyle her gün seyyid
hazretlerinin eşiğine
varırdım. Böyleyken
huzurlarına ancak bir kaç
günde bir çıkardım.
Seyyid'in müritleri bu
halime hayret ederler ve
bana izin verildiği halde
huzurlarına niçin her gün
çıkmadığımı anlayamazlardı.
Seyyid hazretlerinin
meclisleri gayet
lezzetliydi. însan bu
meclisten ayrılmak
istemezdi. Meclislerin
dağılma vakti gelince de
kendileri işaret verirler ve
müritlerini çekilmeye davet
ederlerdi. Beni hiç bir
vakit huzurlarından
kaldırmamışlardı. Başta bana
sormuşlardı: "Babu! senin
adın nedir?" Yakınlarına
"Babu!" diye hitap
ederlerdi. İsmimin
"Ubeydullah" olduğunu
söylemiştim. "İsminin
manasını gerçekleştir!"
buyurmuşlardı.
Kendileri anlatıyor: Bir gün
Seyyid hazretleri bana
dediler ki: "Babu! Bilir
misin, devrimizde hikmet ve
hakikat niçin az zahir
oluyor? Çünkü bu devirde
batın tasfiyesi pek az
insanda kalmıştır. Kemal,
batın tasfîyesindedir, batın
tasfiyesi ise helal lokma
yemekle mümkündür. Bu
devirde helal lokma pek
azdır. Batını tasfiye görmüş
ihsan ise yok gibi bir şey.
Nasıl istersin ki,
böylelerinde ilahi esrar
tecelli etsin?" Sonra kendi
haklarında şunları
söylediler: "Elimin tuttuğu
zamanlarda takke diker ve
onunla geçinirdim. Felç
geçirip elim tutmaz olduktan
sonra babamdan kalma
kütüphaneyi satarak ticaret
sermayesi yaptım ve onunla
geçinmeye başladım."
Buyurdular: îkindi vaktinden
sonra öyle bir vakit vardır
ki, onda amellerin en
iyisine yapışmak gerektir. 0
saatte amellerin en iyisi
muhasebedir. Muhasebe, gece
ve gündüzün bütün saatleri
içinde, insanın,
yaptıklarını gözden
geçirmesi, ibadet ve
günahtan payına düşenleri
ayıklaması, iyiliklerine
şükür, kötülüklerinden de
istiğfar etmesidir.
Amellerin en İyisi de,
Allah'ın gayrından usanıp
kendisini ona bağlayacak bir
kılavuz arama yolunda
davranmaktır. Bir büyüğün
sohbetine ermeye çalışmaktır.
Buyurdular: "Allah'ın
belalarına karşı sabırlı,
hatta hamd edici olmalıdır.
Zira Allah'ın (CC)
birbirinden acı belaları
vardır."
Bu mürşidin bütün
işleri sultanlarla uğraşmak
idi, ona o vazife verilmişti.
Şöyle buyurdular: "Eğer ben
şeyhlik etseydim, asrımda
hiçbir şeyh mürit bulamazdı.
Lakin bizim işimiz;
Müslümanları zalimlerin
kötülüğünden saklamak
olduğundan, sultanlarla
temas ve onları şeriata
yöneltmek, bize vazife
olarak verildi"
Buyurdular: "Gönül
Allah'tan (CC) başkasına
tutulmasından kurtulduğu an,
hakikate visal ve görme
zamanıdır."
Buyurdular: "Uyanıklığın
muhafazasında şöyle olunması
gerekir; Nefesin giriş ve
çıkışına vakıf olunacak."
Buyurdular: "Eğer Şekavetin
(asilik, günahkarlık), ne
olduğunu, sorarlarsa; kendi
varlığına tutulmak, hakktan
geri kalmaktır.
Eğer Vasıl (ulaşma),
nedir? diye sorarlarsa; de
ki, hakkın varlığının nuru
göründüğünde insanın kendini
unutmasıdır. Eğer Fasıl (ayrılık)
nedir? diye sorarlarsa, de
kİ; Allah'tan (c c)
gayrısından (masivadan)
gönlü ayırmaktır. Eğer
Sekr (sarhoşluk) nedir? diye
sorarlarsa, de ki; gönüle
öyle bir hal zahir olur ki,
bu halden önce gizli
tutulması icabeden şeyi,
gizlemeye gücün olmamasıdır."
Buyurdular
ki: "Hakikatte murakabe,
intizardır. Tarikatta
seyrin nihayeti, bu
intizarın hasıl olmasından
ibarettir."
H. 895 yılında
Semerkant'ta vefat ettiler.
Mübarek;
uzun boylu, esmer, güler
yüzlü sakalı gür ve beyazdı.